Varlık Dergisi

Romanın kahramanı, akşama kadar babasını beklediği camın arkasında tekdüze hayatını sürdürürken belki de her gün, kurduğu bir fantezinin içine dalıyor. O sırada kurduğu düş, içinde bulunduğu psikolojinin de etkisiyle "babayı öldürme" fantezisi. Bu "öldürme düşü"nde gerekçe olarak eve gelen kadını, babasının karşı apartmanın cephesine vuran sevişme sahnesini ve bir kuş tüyü yardımıyla düşük yapmaya çalışıp kan kaybından yitip giden annesinin ölümünü kullanıyor. Düşsel öldürme planı, salondaki parke zemine yağmur yağdırarak babasının ayağını kaydırmasıyla başlıyor. Sonra düşünde onu çırılçıplak vaziyette beşinci katın balkonundan aşağıya düşürüyor. Boşluğa savrulduğu sırada babası son anda can havliyle tekerlekli sandalyede oturan kahramanın dizine tutunuyor ve birlikte aşağıdaki kaldırıma düşüyorlar. Bu arada, babası düşerken havadaki gayretiyle onun kendisinin cansız, çıplak bedeni üzerine düşmesini planlıyor ve sonuçta yatalak kahraman bu sayede hayatta kalıyor. Gece yarısı evini terk etmiş annesini aramaya çıkan ve kaldırımdaki bu karmaşık tabloyla tesadüfen karşılaşan bir delikanlı, kahramanımızın canlı olduğunu fark ediyor. Olanları anlamaya çalıştığı sırada, annesinin demir korkulukları sökülmüş Fransız balkon açıklığından aşağıya baktığını ve atlamak üzere olduğunu görüyor...
Adı açıkça telaffuz edilmiş olmasa da yazarın bu hikâyedeki kahramanı Stephen Hawking'den esinlenerek yarattığı anlaşılıyor. Bu roman onun görece lüks hayatını bulunduğu yerden alıp sıradan insanların arasında yaşayan bir yatalağın hayatına taşıyor. Ve böylece babasını, annesini, hayatına giren kadını ve özlediği, olmak istediği delikanlıyı tanımamızı sağlıyor.
Dili, kurgusu, soğukkanlı ve mesafeli duruşuyla sizi kendisine çekecek olan bu roman, kahramanının yalnızlığı, çaresizliği ve kendine özgü dünyasıyla da size bir o kadar tanıdık gelecek...
İnce Kapak: Sayfa Sayısı: 160
Baskı Yılı: 2012
e-Kitap:
Sayfa Sayısı: 160
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları

https://www.ayrintiyayinlari.com.tr/arama/fransiz-balkon

İspinoz ve Fransız Balkon romalarındaki izleği sürdüren Ahmet Coşkun, yeni romanı Acuka'da da incinmiş, örselenmiş, engellenmiş bir roman kahramanının iç dünyasına yerleşiyor. Kamburunu, kısa boyunu, cılız bedenini, sırtındaki eğriliği taşımaktan yorulmuş bir adamın Acuka adını taktığı komşusu Madam'a duyduğu aşkın, daha doğrusu karşılığı olmayan bir tutkunun hikayesi bu. Roman kahramanının bunalımını sakatlığın bıraktığı bir maraza indirgemiyor Coşkun; sevgisizlikten, annesizliğin, kadınsızlığın yok edici yalnızlığından kaynaklanan çaresizliğini, acısını ve öfkesini, çarpıcı bir kurgu ve ustalıklı bir dille sergiliyor.
"Yalnızlığımı evin dışında, gecenin bu saatinde ve çatıda hiç sınamamışım demek ki. Ürkütücü, çekici, gerekli, ansızın… Belki de tekinsiz tam anlamıyla… Ama bunu umursadığım söylenemez! Bu dünyadan beni ne alıp götürebilir ki! İçine sıkıştığım bu hayat çatlağından ne söküp çıkarabilir ki! Yağlı, isli, kurumlu bir baca kiriyim ben! Havaya yayılıp, etrafa çöken, nemlenip kurudukça ve ısınıp soğudukça incecik yarığına daha da yapışıp kalan siyah bir dolgu malzemesiyim nihayetinde. (…) Rüzgâr da su da sık dişli, ince zımparasıyla temizler, pürüzsüz hale getirir ve parlatır yüzeyimizi. Ama eğer hayat, çatlağının dibine kadar aşınırsa, işte o zaman beni yerimden söküp alan rüzgâra ve suya iman edip, şükredebilirim. Fakat kim beni bu kadar gerçek sevebilir ki! Sevgili acukamdan başka… Yaşam ve ölüm gibi aşığız; sessiz, sedasız birbirimize bakarak gözlerimizdeki sevecen bakışlarla içimizdeki Acuka'yı aşındırıp, tüketeceğiz."
Acuka, yaşam için ona ayrılan zamanın acısını küçülterek yola devam etmek isteyen yaralı günlerin öyküsü. Sırtının bütün eğriliğine rağmen hayatın çatlaklarına sızmak isteyen yaşama mahkum bu ruh, ne çaresiz, ne de deli ama İstanbul ve Boğaz kadar kambur; hepimiz kadar yalnız...
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2014
Dili: Türkçe
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
https://www.ayrintiyayinlari.com.tr/arama/acuka
İspinoz, cenin halindeki kardeş adayının bir kuş tüyü marifetiyle yok edilişine tanıklık etmiş isimsiz bir kahramanın kendi tarihine, daha doğrusu bebekliğine yaptığı yolculuğun öyküsünü anlatıyor. Kahramanımız, ilerleyen yaşına rağmen, bebekliğinde bakınarak da olsa tanıklık ettiği olayın etkisinden bir türlü kurtulamamıştır ve bu yüzden de, ayrıntıları anımsamak için didinip durmaktadır. Günün birinde tesadüfen bebeklik fotoğrafı ile karşılaşır ve bu sayede kısa bir trans durumu yaşar. Kardeşinin yok edilişinde araç olarak kullanılan telek, zamanla bir İspinoz kuşuna dönüşür. Kahramanımız geçmişine, bebekliğinin geçtiği o loş hole yolculuk yapmak istiyorsa eğer, artik bu kuşun kılavuzluğuna başvurmak, dahası, onunla birlikte yaşamayı öğrenmek durumundadır.
Psikiyatrik yardım gerektirmeyen kafa karışıklığını, titizliği, mutsuzluğu, beklemeye tahammülsüzlüğü, çok konuşmayı bazen hepimiz yaşıyoruzdur. Ve bekli de bu romanda olduğu gibi, yaşadığımız bu psikolojik durumların sebebine bir gün yardım almaksızın kendimiz ulaşabiliriz.
Ahmet Coşkun, İspinoz'da, kahramanımızın bilinçdışında taşıdığı "bebeklik öyküsünü" görmeye davet ediyor bizi.
Sıra dışı bir kurguyla, biraz da hayatı ve kendimizi yeniden görmemizi, dinlememizi istiyor.
Sayfa Sayısı: 172
Baskı Yılı: 2011
Dili: Türkçe
Yayınevi: Telos Yayıncılık



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder